TEB 39. Büyük Kongre Konuşması
Ecz. Mehmet İbrahim ÖZKOL
Mersin Eczacı Odası Delegesi
Sayın Divan,
Merkez heyetimizin sayın başkan ve üyeleri,
Birliğimizin değerli emekçileri,
Sayın delegeler, sayın meslektaşlarım,
Mersin Eczacı Odası adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, Hatay Eczacı Odası Başkanımız bir önceki kongrede Genel Başkanımızın “ eczacının ikinci emekliliği benim boynumun borcu” dediğini hatırlattı. Burada bir şeyi belirtmek istiyorum, Genel Başkanımız böyle dedi ama şu zaman yapacağım demedi. Bizim oralarda bir söz vardır; “Borcum borç, ne verir ne inkar ederim “ derler. O nedenle bekleyeceğiz. Benim önerim Genel Başkanımız bu sorunu çözene kadar hep başımızda kalsın. Bu küçük açıklamadan sonra konuşmama geçiyorum;
Demokrasinin sadece sandık olmadığını bu ülkenin gençleri kısa bir süre önce bize hatırlattı.
Seçilmiş olmakla her şeye müdahale edebileceğini sanan siyasi iktidar karşılaştığı bu tepkiyle önemli bir ders aldı.
“Artık yeter, yaşam şeklimize müdahale edemezsiniz.” diye haykıran gençlerimizden ne yazık ki 11 tanesi gözünü, 6 tanesi de yaşamını yitirdi.
Bu gençler ülkemizin geleceği anlamında umutlarımızı artırdı, bu topraklarda demokrasinin yok edilemeyeceğini hepimize gösterdi.
Bu süreçte yaşamını kaybedenleri saygıyla anıyor, demokratik sınırlar içinde taleplerini haykıran bu gençlerimizi Mersin Eczacı Odası adına bir kez daha selamlıyorum.
Ülkede gençler demokrasi mücadelesi verirken bizler de burada meslek örgütümüzde aynı mücadeleyi veriyoruz. Ülkemizin en güçlü meslek örgütlerinden biri olan birliğimizin bu gücünü dinamik tutmak, meslektaşlarımızın, ülkemizin ve halkımızın geleceğini sağlıklı kılacak çözümler üretmek bu kongremizin başlıca amacı olmalıdır.
Örgütümüz her ne kadar sivil toplum örgütü veya demokratik kitle örgütü olmasa da yaşamın her alanında söz hakkı olan ve söz söylemesi gereken bir örgüt. Çünkü bu örgüt, en başta gelen görevi insanları sağlıklı yaşatmak olan eczacıların oluşturduğu bir örgüt.
Bu anlamda Türk Eczacıları Birliğimiz bizim için çok önemlidir, gözbebeğimizdir. Birliğimize zarar verecek her türlü eylemin dün karşısında olduk, bugün de karşısındayız, yarın da karşısında olacağız.
Eleştirilerimize geçmeden önce usule ilişkin birkaç hususu daha vurgulamakta yarar görüyorum;
Eleştiri, bir örgütü dinamik tutan ve örgüte güç katan en önemli kavramların başında gelir. Eksik olanı, yanlış olanı söylemek, tartışmak geçmişe hiçbir katkı sağlamaz, geleceğe katkı verir, yön verir. Örneğin geçtiğimiz ay birliğimiz odalara bir yazı gönderdi, “karar almaya yetkili” birer temsilcinin katılımıyla bir toplantı yapılacağını duyurdu. Biz tepki gösterdik, bu çağrıyı eleştirdik. Ben inanıyorum ki bu örgütte bir daha “karar almaya yetkili bir temsilci” lafı edilmeyecek. Bu arada yapılan toplantıda karar almayı gerektirecek hiçbir şey konuşulmadı, karar da alınmadı, sadece dertleştik.
Bu örnekten de anlaşılacağı gibi eleştiriyi önyargısız dinlemek ve akıl süzgecinden geçirmek, empati yapmak, ders çıkarmak benzer bir durumla karşılaşıldığında daha doğru karar vermeyi sağlar.
Eleştiri içinde hiç olumsuzluk yoksa niteliğini kaybeder, olumsuzluktan hiç bahsetmeyip sadece olumlu yapılan şeyleri övmek, teşekkür etmek o an için övülen kişiyi onore edebilir, belki biraz teşvik de edebilir. Ancak bu durum görmezden geldiğiniz, yok saydığınız eksiklikleri ve hataları büyütmekten başka bir işe yaramaz. Sadece söyleyeni ve kendisi gibi taraf olanları geçici olarak mutlu eder.
Eleştirilerimize geçerken şunu da belirtmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Merkez Heyetimizi oluşturan arkadaşlarımız yıllardır bu örgüte çeşitli kademelerde emek vermiş tecrübeli arkadaşlar. Kendilerini savunacak, eleştirilere cevap verecek yeterlilikteler. Başkalarının onları savunmalarına bence gerek yok. Öte yandan hep olumlu şeyleri anlatmak için kendinizi zorlarsanız yaptığınız şeye eleştiri denmez, başka bir şey denir…
Eleştirdiğimiz hususlara gelince, son derece somut ve maddeler halinde izah edeceğim.
Konuşmamın başında belirttiğim gibi demokrasilerde sandıktan çıkmak, size her şeyi yapabilecek bir güç vermez. Demokrasinin diğer gereklerini yerine getirmezseniz sadece seçilmiş olursunuz, iktidar olamazsınız. Artık güncel ihtiyaçlara cevap vermeyen delege sisteminin sonucunda eczacı tabanının çoğunluğunu dışlayarak veya yok sayarak bu örgütü yönetemezsiniz. Karaman Eczacı Odası başkanı delegemiz Ersin Bey’in konuşmasından sonra alınganlık gösterdi. Biz oda sayısının artmasından mutluluk duyarız. Oda sayısının artması değil sorun olan, sorun adaletsiz delegasyon sistemidir.
"Katılın birlikte yönetelim” diyerek seçilip bir buçuk yıldır çıkamayan yönetmeliğin taslağını örgütle paylaşmazsanız, bu örgütü yönetemezsiniz.
Seçilirsiniz, ama kamu kurumları önünde, ilaç sanayisi önünde, diğer meslek kuruluşları önünde “Ben eczacı örgütünde iktidardayım.” diyemezsiniz. Deseniz de kimse sizi ciddiye almaz; hükümetimizin bir bakanı iki yıl önce bu kürsüden “Eczanelerde oluşacak olan stok zararları sorununu da bakanlık olarak üstleniyoruz.” der, biz de alkışlarız, ama “Sayın bakanım aradan iki yıl geçti; biz bu zararlarımızı neden hâlâ alamadık?” diye soramazsınız.
“Katılın, birlikte yönetelim.” diyerek seçilirsiniz, 15 aydır başkanlar danışma toplantısı yapmazsınız.
“İlacın üretiminden tüketimine kadar her aşamada eczacının söz hakkı olmalıdır.” dersiniz, ilaç eczacıdan ayrılır, sesinizi çıkaramazsınız. Büyük umutlarla “ilaçta durum komisyonu” kurarsınız, “Bu komisyona sadece başkanlar düzeyinde katılım olur.” diyerek ne kadar önemli olduğunu vurgularsınız. Sonra sessiz sedasız komisyon yok olur. Bu komisyonun ne olduğunu anlatmazsınız.
"İlaç sadece eczanede eczacı tarafından verilir.” Dersiniz, tüketilen ilacın % 5’ini kargo yoluyla siz dağıtırsınız. Üstelik yıllık 750 trilyonluk bu rakam global bütçeden, yani eczacının cirosundan düşer, yaptığınız bu işle de övünürsünüz. Vatandaşın ilaç bulamaması basına yansıyınca hükümetten önce “Bizde var!” diye beyanat verirsiniz. “İster Kars’ta, ister Mardin’de olun evrakları bize gönderin ilacınız iki günde elinizde olsun!”, “TEB’e doğrudan başvurun 5 dakikada ilacınız elinizde olur, hem de 5 kuruş ödemezsiniz.” diye haber yapılır, bunu büyük bir marifetmiş gibi bu dergiye basarsınız.
“İlacın sahibi eczacıdır, ilaçla ilgili her şeyde söz hakkımız vardır.” dersiniz, artık penisilini bile yurtdışı ilaç birimi aracılığıyla getirirsiniz. “Bu ülkede bu ilaçlar neden yok?” diye sormazsınız.
Eczacısız ilaç dağıtımı bu kadar büyüyünce birilerinin iştahı kabarır, bu yetkiyi elinizden alırlar. Engel olamazsınız. Üç gün sonra iş daha da büyür; “Madem postayla ilaç dağıtılabiliyor, tüm pahalı ilaçları postayla dağıtalım.” derler, o zaman sesiniz belki çıkar ama, vakit artık çok geç olmuştur.
Eczacısız ilaç hizmeti olmaz! dersiniz, eczacı meslek standartlarının oluşturulmasına önem vermezsiniz.
“Katılın birlikte yönetelim.” diyerek seçilirsiniz, örgütte eczacı odalarını devreden çıkarmanın yollarını ararsınız. Duyurularınızı doğrudan eczacıya yaparsınız, örgüt karşı çıktığı hâlde eczacıdan doğrudan aidat toplamanın altyapısını kurarsınız.
Yapılacak her şeyi bilirsiniz, söylersiniz, ama yapamayınca suçu muhalefete atarsınız.
İlaç fiyatları düşer, ticari iskontolar yok edilir, bir şey yapmazsınız. Sonra çıkar muhalefeti suçlarsınız. Eğer muhalefet size iş yaptırmayacak kadar güçlüyse siz neden iktidarsınız, hiç düşünmezsiniz.
Şeffaf yönetim dersiniz, yazılı taleplerimize rağmen çalışma raporlarını göndermezsiniz.
Şeffaf yönetim dersiniz, bu kongreyi isteyen tüm eczacıların izleyebilmesini sağlamazsınız. Bunu sağlayanları da salondan çıkarırsınız.
Sayın meslektaşlarım,
Son zamanlarda bir de 6197 sayılı yasamızda yapılan değişiklikten sonra “tarihin en başarılı merkez heyeti” diyenler çıktı. Yasanın değişme sürecinde tüm odalarımız emek verdi, eksiklerine karşın olumlu karşıladık ve emeği geçenlere teşekkür ettik. Kolektif olarak yürütülen bu çalışma bu heyetin zamanında oldu diye “tarihin en başarılı merkez heyeti“ denilebilir mi? Böyle düşünenlere birkaç şey sormak lazım:
*Ciddi misin?
*Bu örgüt 2 yıl önce mi kuruldu?
*Siz bu örgütün tarihini biliyor musunuz?
*Tarihin en başarılı Merkez Heyeti işbaşına geldiğinde eczacı % 7 ticari iskonto alıyordu, ya şimdi ne kadar alıyor?
*Tarihin en başarılı Merkez Heyetinin işbaşına geldiği genel kurulda “Eczacının fiyat farkı zararları karşılanacak.” diye söz verilmişti, siz aldınız mı?
*Sosyal Güvenlik Kurumunun 4’e böldüğü eczacıyı 6’ya bölen bu Merkez Heyetine başarılı denebilir mi?
*Geçmişte imzalanmadığı için eylem yaptığımız SGK protokolünde yapılacak revizyonu 5 defa erteleten protokolü eczacının gündeminden çıkaran bu heyet tarihin en başarılı heyeti midir?
*5 ay geciktirdiği sözleşmeyi eczacının 10 günde yenilemesini talep eden, yazmayı unuttuğu son başvuru tarihini de Twitter üzerinden açıklayan bu heyete başarılı denebilir mi?
*Odalardan önce eczacıya direkt mesaj atıp örgütsel hiyerarşiyi yok sayan bu anlayış sizce başarılı mı?
*”Aidatını ödemeyene sözleşme yok.” deyip, aidatını zamanında ödeyen eczacı EBS sisteminde borçlu görününce suçu eczacı odasına atan, eczacıyla odasını karşı karşıya getiren bu heyete tarihin en başarılı heyeti denebilir mi?
*“Geleceğe yönelik tasarım, yapılanma ve proje üreten bir yönetim anlayışı sergileyeceğiz.” diye seçilip, hiçbir proje üretmeyen bu heyete en başarılı denebilir mi?
*”Herkes için eşit, parasız sağlık hizmeti için mücadele veren bir meslek örgütü hedefliyoruz.” diye seçilip vatandaşın cebinden çeşitli adlarda her gün daha fazla para çıkmasına, hatta bu paraların bir kısmının eczacılar aracılığıyla tahsil edilmesine sessiz kalan bu heyete başarılı demek mümkün mü?
*“Sağlığın ticarileşmesine ses çıkarmamak sürecin bir parçası olmayı kabul etmektir.” diyerek seçilen ve sessiz kalan bu heyet sizce sürecin bir parçası değil midir?
*İlaç ve hastalık haritası çıkarmayı önüne bir hedef olarak koyan bu anlayışın bu konuda bir çalışmasını duyan var mı?
*Örgütün ekonomisini büyütürken eczacının yok olmasını seyreden bu heyete başarılı denebilir mi?
* Haksızlık etmeyelim, bu heyetin tarihimize kattığı enler vardır; örneğin eczacılık fakültesi sayısının ve kontenjanın en yüksek olduğu dönem bu heyetin dönemidir. Hatta bu kontenjanlar yetmezmiş gibi çift dal, yandal adı altında farklı eğitim alanlara da kontenjan açılmasına sessiz kalan bu heyet değil mi?
*Eczacının kendisini en mutsuz hissettiği dönem bu dönem değil mi? Gelecekle ilgili en umutsuz dolduğu dönem yine bu dönem değil mi?
*Eczacının örgütten ve örgütlülükten bu kadar uzaklaştığı başka bir dönem var mı?
36. Büyük Kongreye giderken; “Eczacılığın günceldeki sorunlarını sadece birkaç kanun maddesindeki değişiklikle değil, bütünleşik bir seferberlik haliyle çözmeye odaklanmış bir Merkez Heyeti oluşturacağız.” diye söz veren bu heyetin seferberlikten vazgeçtik, bütünleşik yapıyı değil kurmak, var olanı da yıkmak için çalıştığını bilmiyor muyuz?
Tekrar soruyorum, tüm bunlara rağmen “tarihin en başarılı merkez heyeti” bu heyet mi?
Şimdi bazı arkadaşlar Mersin Eczacı Odası hep eleştiriyor, ne yapmak gerektiğini söylemiyor diyebilirler.
Hemen cevaplıyorum: Biz kongrelere, toplantılara turistik amaçlı veya sırf eleştirmek için katılmayız.
Biz Mersin Eczacı Odasıyız, sorumluluğumuzu biliriz,
Her zaman olduğu gibi çözüm önerilerimizle geldik, 36 tane önergemizi Divana sunduk,
37. önergeyi de şimdi sunuyorum:
Her oda delege sayısı kadar önerge getirsin, bu kongrede tartışalım, oluşturduğumuz ortak çözümü de hayata geçirelim.
30.000 eczacı 100.000 eczane çalışanının kulağı burada, bizden bunu bekliyor, kimin seçileceğini değil, dertlerinin ne zaman çözüleceğini, nasıl çözüleceğini bekliyor. Kongremizin bu beklentiyi boşa çıkarmayacağını umuyor, hepinize saygılar sunuyorum.